, hataları vardır, tam anlayamadığım bazı kelimeleri oduğu gibi bıraktım.BeauxArts- Février-2002
Entretien par Philippe Noisette
Macha Makeieff
l'ordre des choses- şeylerin düzeni
Macha Makeieff, Deschamps'ları veya Deschiens'leri sahneye koymadığı zamanlar Jérome Deschamps ile tüm nesneler halkını eğitiyor. Bir sergi zamanı, Paris 'te, kural dışı denebilecek bir avın ganimetlerini açıklıyor.
-BeauxArts magazine: Marsilya'da dramatik yazarlıktan sonra, Sorbon'da edebiyat ve sanat tarihi okumanızdaki değişim neden?
-Macha Makeieff: Paris'e gelince, biraz klasik olan tiyatroya devam etmek istemedim. Sanat tarihine yazılmak doğal gelmişti. Uzmanlık alanlarını hiç bir zaman doğru dürüst bölemedim. Tiyatronun bütün sanatların rastlaşması olduğunu safça hayal ediyordum. Mesela Rus balesi üzerine çok okudum, beklentime karşılık verdiği için. Fikrimde her şey aynı düzlem üzerindeydi: plastik sanatlar, akıl, hassaslık. Birinden birine geçmek mümkün: fakat en büyük estetik şoklarım önce yağlı boya ve edebiyat. Tiyatro sosyal boyuttadır, geri çekilerek, yalnız başınıza yapabileceğiniz birşey değildir. Temelde şehirsel bir gidiş. Yağlı boya ve edebiyatta bir müzeye girersiniz, bir şok yaşarsınız, kimseye bahsedemezsiniz. Tiyatro zaten sosyalliği paylaşıyor.
-Gösterilerinizde metin geleneksel biçimde hazır değil.
-Metin bizim çalışmamızda diğer materyellerden biridir. Örneğin ortama adapte olamamanın bir sinyali: diğer materyallerle aynı estetik bakış açısına maruz kalır, parçalar halinde (fragmentaire) ve yeterince eksiltili (elliptique). Comique bir yazıymış gibi, kişilerin gelişmesine engel oluyor, sık sık yer değiştiriyor, onları rahatsız ediyor. Sözü aldıkları zaman, bu onları her şeyden çok damgalıyor: bloke olup, patinaj yapıyorlar. Fakat temelde metini küçümsemek yok. Aksine büyük bir edebiyat görüşüm var. Çoğu zaman fiilin (incarnation)u çok engelleyicidir. Bu sebeptendirki başka birşey anlatmak için kitapları terk ettim.
-Tiyatro dünyanızda, sonuçta nesnelerin üstün gelen bir yeri var.
-Nesnelerin platoda nadiren dramatik bir durumları vardır, temiz bir enerji. Bizde tam bir ekonomi var: oldukça minimalist birşey yaptığımızdan, sahneyi tıkamadan, bu nesneler güç kazanmaya başlıyor. Yalnızca şiirsel erdemleri değil. Kullanılan nesneler ve aktörler arasındaki dramatik birliktelik, müzikal veya sessiz sinemada çoktandır vardır. İçinde nesnenin kişiye taşıdığı örneklerle birlikte; neredeyse bir eşitlik ilişkisi. Estetik sebeplerden dolayı burada değiller, ama takozu çıkartmak, bulandırmak, kişiyi tetkik ederek görmek. Bu karşılaşmayı, birbirlerinin çevrelerinde döndükleri anı seviyorum. O anda yakalanması gereken birşey var ve bu çok da iyi geçmiyor. Sık sık dekoratifin dışına çıkmayı deniyorum: bu plastik bir zevkimin olmadığını söylemiyor, aksine. Tiyatroda her zaman gerçek bir hassaslık vardır, nesneden sahneye de geçen.
-Gösterilerinize paralel sergiler hazırlamak isteği ne zaman doğdu?
-Nesnelerin tıkanıklığında olabilir: bütün artistik yollarda, ne olursa; ufak tefek işler (bricolage) yapmak vardır. Bir zaman sonra bir sürü nesne biriktirdim ve bunlardan ne yapabilirim diye düşündüm. Bu çocukluğumdan beri bende olan bir gidişe aracı oldu: topluyordum ve bununla anlatıyordum. Daha sonra da aktörlerde olan arzulamak/non-arzulamak cinsinden birşey de oldu: bana göre nesneler aktörlerin vekili değil ama kendi çizgilerini anlatıyorlardı. Safça, sadece nesnelerle aktörsüz olarak bir gösteri yapmaisteğim vardı. Fakat bu yokluk sonuçta yalnızca varlıklarından bahsetmek olucak. Bunu gerçekleştiremedim. Bugün gibi, gösteriler başladığı zaman çok sakin olamıyorum, aktörsüz hikayeler anlatarak sakinliği arıyorum. Birikmiş nesnelerden de kendimi kurtarmam lazım: onlarla olağan birilişkim olmadığı gibi, onları atmam çok zor.
-Serginiz "Şeylerin aşkı" kendini nasıl gösteriyor?
-Direktrisin çizgisinden bahsedebilirmiyiz bilmem: iki ev var, birinin adı "arzu", öbürünün "felaket", ve ikisinin arasında "zarif ızdırap" adlı passaj, ki onu hesap vermeden aşabiliriz. Ayrı yerlerden gelmiş nesne birikimlerinin sihiri üzerinde oynamak istedim, madalyalar, kauçuk hayvanlar veya hamur kartonlar. Chaillot'nun dinlenme yerini kullanabildiğim için şanslıyım, her tarafa geçitli bir yer: sadece, bloke edemiyeceğimiz kapıların ard arda gelişleri ile passaj engelleri var. "Evlerim" yetkili(autorisés) boşluklar arasında kırılmıştır. Bu tip boşluklara sızmak iyidir diyorum. Yasaklanmış şeylerle bu bağlantıyı seviyorum! Jérome Deschamps burada 1973 te, ilk çocuk gösterisini yaptı, sonra biz "İleri", "Avcı-Tavşan" ve "Zénith Kardeşler"i oynadık.
-Araştırmalarınız nasıl gerçekleşiyor?
-Nesne avına çıkarken, biraz kuşkulu gibiyizdir, fakat azar azar, tutarlılığı oldukçaçabuk oluşan birşeyi aradığımızı anlarız. Genellikle her şeyi tarif etmeden, ne aradığımı anlayan, bana yardımcı olan birisiyle giderim. Başlangıçta bu öylesine gözükür, birşekilde öyledir. Ama gösterilerdeki gibi, ne istediğimizi, ne yaptığımızı iyi bilen "konuşmaları" aktörlerden istediğimizde onları çok fazla kuşatmayız. Önce hangi nesneyi istediğimi size anlatamam, halbuki ne istediğimi biliyorum. Çevremizi süngerlediğimizi biliriz: fakat bu gidiş nostaljik değildir, en yakın "şimdide" oynarlar. Aktüel olarak çok fazla insan betimi topluyorum. "Şeylerin Aşkı" için, çok fazla canlı figürünü biriktirdim. Biraz felaketler portreleri ve kibar olabilme uğraşları gibi. Bütün bunlar gözlerime olağan dışı aktüel. Yaşlı veya yıpranmış olmalarının yapısından dolayı kendimizi tuzağa düşürmemeliyiz.
-İlerleyişinizin Séte modest Sanat Müzesi'ninki ile bir bağı varmı?
-Katalogda gördüklerimden; Müzedeki kolleksiyonda benim kullandığım, kullanacağım ve bana dokunan nesneler var. Bizi birbirimize yaklaştıran geri alınabilir bir taraf var. Sanıyorum bundan korkmak lazım: her nesnenin dramatik bir işlevi olması gerek. Popüler olduğu için plastik bir konu önünde hayran kalmak; yapacak bir şeyim yok! Şöyle demek benim gidişim değil: "hangi nesne popülerse onu müzeye koyalım". [On doit privilégier la charge de violence qui fait l'objet précisément parce que son désastre est proche du notre]. Duyarlı heyecan "Ücretli izin" bu dramatik görünüşe sahip değil. Rosa karşılık verdi, gerçek bir güçle nesneleri benimsedi ve tekrar ortaya çıkardı: bunu seviyorum. Duymamak için plastik nesneleri koymak bana yeterli gelmiyor.
-Etkilenmeleriniz varmı?
-Size Sophie Calle veya Annette Messager'yi söyleyebilirim: fakat eski yağlı boyadada biriktirmeler görüyorum. Ten üzerinde çalışılamadığından, şeylerin teni üzerinde çalışıyoruz. Bu biçim çalışan harika çağdaşlar da var.
-Miquel Barcelo ile özellikli ilişkiniz nedir?
-Miquel bir piesimizi görmeye gelmişti. Ve bir gün bizi atölyesine davet etti. Gösterilerimizin afişlerini çiziyor, fakat bana göre bu bir illüstrasion değil. Mediumsal bir şeyleri var: yapmakta olduğu gösterinin imaj fikri ki, biz de yaratmaya çalışıyoruz, yeterince şaşırtıcı, bulanık, heyecanlandırıcı. Tekrarlarda kalsa bile, ne meydana geliceğine dair bir ön sezisi var. Mutlu bir şey çünkü onda her şey arzulardan geçiyor; bütün tualleri duyarlı. Zor konular içerse bile bu insana iyigeliyor. Ayrıca üçümüzün projelerimiz var, bu bir zaman meselesi.
-Yine Chaillot'da Jacques Tati'nin filmleri ile ilgili bir projeniz var mı?
-Çokluğa doğru giden Jérome'un tersine, Tati'nin dünyasını çok geç tanıdım. Bu başlangıçta çok gerekli değildi: onu incelemem gerekti; şimdi sonsuzca sevdiğim ve sürekli keşfettiğim bir yapıt. Cinema seansları fikrini "yaşayan gösteri" ile yapıcaz. Gerileyen bir müzikal ile cinema imajı arasında bir karşılaşma olucak. Zevk makinaları.
-Yaratımlarınız bizi güldürüyor, ama sizi ne güldürüyor?
-Biraz hüzünlü gülmeleri daha çok seviyorum: Fernandel'in veya bazı komik italyanlarınkini. En büyük incelik; gülme olmadığında, sözle anlatılmaz dile sığmaz bir şeyle güldürülebilmemizdir!
No comments:
Post a Comment