-İzmir'e yukarıdan bakan semt-
-Akasyalar yağarken-
K2'nin hemen arka sokağından otobüse binip, Gürçeşme'ye doğru yol alırken; önce Basmane'den sola doğru döneriz. Basmane benim için önemlidir, çünki orada anneannemler otururdu. [Basmane'den yukarı doğru, dik yokuşu çıkıp,sola dönüp, tekrar sağ ve tekrar sol yaptıkmı üç dakika düz yürüdükten sonra o evdeydik. Dedem Basmane meydanında lokantacıydı-ahçıydı].
Sonra Tepecik gelir, oradan da Gürçeşme 'ye doğru dönülür, biraz içlere ilerleyince yine yukarı yokuşlar tırmanılır.
49a'ya gittiğim günlerden beri oraları, bunları hatırlatıyor. Bütün yol kenarları bir kaç basamaklı merdivenlerle girilen evlerle dolu. Bakımsızı var bakımlısı var, ama akşam üzeri kapı önleri, kilimlerde oturanlarla doluyor. Bozulmamış bir yer. Anlattığım gibi merkezden on-onbeş dakikada gelinen bu semtler çok kalabalık, daha çok romanlar var, daha karışık, daha renkli, daha sesli, daha canlı, daha neşeli.
"çok merkezli gül"ü yaparken rastlayıp okuduğum "Spinoza:Dünya sevgisi"kitabından bir alıntı:
-Çoğulluğun sınırsızlığı bütünsellikten kopar. Varlıklar ve şeylerle hep artan üretici bir güç, bir çokluk gücü uyarınca sentezsiz içerme, katılım ve bir araya gelme, hiç bir şeyin baskın çıkmadığı, her varlığın diğerleri arasında kendi bileşimini koruduğu. -Diğerleri ile oluştuğu-, her şeyin bir bütün oluşturmadığı bir dünyayla (gerçekte, tam da bu nedenle,bir dünya diye adlandırılabilecek böyle bir şey yoktur) uyum içindedirler".
Yan yana olup dahil olmamak; olamamak mıdır?, bunun için uğraşmamak mıdır?.
Şu inanılmaz işlek dar caddeye bakınca, binbir çeşit arabaya, otobüslere bakınca birşeylerin aklınıza takılmaması imkansız.
Dahil olmak dendiğinde, yani bir bütüne diye düşünürüz hemenve bir bütününde bir merkezi olur, bazende yani genellikle de bir merkezi olmaz. Böyle çoklu bir bakış belki zordur.
No comments:
Post a Comment