Wednesday, June 11, 2008


ORGANİZE PERAKENDE - 1

BİNALAR/ DÜNYA DEVİ

İZMİR ELEKTRİK SANTRALİ+COCA COLA+TEKEL BİNASI+BİR MÜZE+PETERSON KÖŞKÜ (BİR ŞÖVALYEYE AİT)+KULA MENSUCAT

Çok çatılı bir ev burası
Birleşik bir manzara bu – vay canına



Şehrin merkezine giden kalabalık geniş bir yoldur, sürekli geçeriz Liman Caddesi'nden, tam limanın yanında. Liman inanılmaz rengarenk hareketliliği ile dikkatimi çekerken, tam onun karşısında teller ile kuşatılmış [bakılmayan, görülmeyen, sesi çıkmayan] Elektrik Santrali durur.
Televizyonda izledim, Maga Şehir süper limanlar 20.yy.lı yansıtırmış; daha hızlı, daha tehlikeli, daha modern. Hep daha akıllı, daha büyük. Econominin kalbi, işçilerin cümlesi ile "kasayı anlamak", yani kutulayabilirseniz istifleyebilirsiniz, istifleyebilirseniz nakledebilirsiniz. Her konteynırın güvenlik no.sundan sakıncaları, özellikleri okunuyor. Zaman para demek, bu yüzden işi en iyi şekilde yapmanın yolu biliniyor. Ne kadar hız, o kadar para.
İzmir Elektrik Santrali'nin (açılış: 1926, kapanış:30.8.1989) fotograflarınıda liman ile birlikte çekmeye başladım. Santral, apaçık alanın ortasındaki, kocaman görüntüsüne rağmen, sorduğum kimse tarafından hatırlanmıyor ya da çok şaşırılıyor (böyle binalar için genellikle böyle düşünülüyor).Şehir genişledikçe, bir zamanlar ekonomik açıdan çok önemli olan, yabancı ortaklarla büyük özenle inşa edilmiş bu sanayi binalarının ortak kaderleri oluşmuş; yöneticiler değişmiş, insanlar taşınmış/ gelmiş/ gitmiş ama bir şey değişmemiş. Nasıl böyle [olması gereken bir şey] bir durum oluşuyor; birçok konuda feci bir iletişimsizlik yaşanırken, bu konuda hiç konuşmadan hemfikir olunuyor.

Böyle binalara bakarken sanki bir sürü kural hissediyorum: ona dokunmak yasak, hakkında konuşmak, ona bakmak yasak. Onlara eskimiş diyemiyeceğim, yalnız kalmış, kalabalığın ve diğerlerinin tam ortasında. Elektrik Santrali, Liman ile yan yana oluşturduğu zıtlık durumunda, hemen farkedilmesi gerekirken, görünmez oluyor ve bu bakışa herkes katılıyor.
Şehirdeki bu kopukluklara, kayıplara; [yapılar ile yapılar, yapılar ile insanlar, insanlar ile insanlar arasındaki] çeşitlilik, birliktelik te diyemiyeceğim, anlamak zor.




-Roland Barthes:

Göstergeler amatörü, yani göstergeleri seven kimse; şehirlerin amatörü yani şehirleri seven kimse. Şehir anlambilimi ile uğraşan Kewin Lynch, şehri, doğrudan onu algılayan bilinç açısından ele almaya, yani şehrin imajını kentin okurlarında bulmaya çalışmıştır.
Uzmanlar Roma kentinde, modern yaşamın işlevsel gereklilikleri ile kentin tarihinden gelen anlamsal yük arasında sürekli bir çatışma bulunduğunu, biraz safça da olsa (kim bilir belki de işte, başlangıçta biraz saflıkla yaklaşmak gerekiyor) işte böyle fark ettiler. Bir şehrin, işlevleri sıralanabilecek eşit öğelerden kurulu bir doku değil de güçlü öğeler ve yansız öğelerden ya da dilbilimcilerin dedikleri gibi belirgin öğeler ve belirgin olmayan öğelerden kurulu bir dokudur. Haritaya bakacak olursak, yani “gerçeğe”, nesnelliğe güvenecek olursak, sözgelimi iki mahallenin bitişik olduğunu söyleyebiliriz, ama bu
iki mahalle farkı iki anlamlama işleviyle donatıldıkları andan itibaren şehir imajında birbirlerinden kesin olarak ayrılırlar

No comments: